Duyguların Kölesi Olmaktan Kurtulmak: Hermetik Ritim ve Dengeleme Yasası
İnsanların büyük çoğunluğu yaşadıklarını kendi seçimleri sanır.
Oysa dikkatle gözlemleyen biri, insanların çoğunun düşünceleriyle değil, ruh halleriyle yaşadığını fark eder.
Bir gün dünyanın en güçlü insanı gibi hissederler.
Ertesi gün ise hiçbir sebep yokken umutsuzluğa düşebilirler.
Bir gün kendilerine sonsuz güven duyarlar.
Başka bir gün aynı insanlar korkularının esiri olurlar.
Bir gün hayat anlamla doludur.
Ertesi gün her şey anlamsız görünür.
İnsan çoğu zaman bu değişimlerin kendi doğasından kaynaklandığını düşünür. Fakat Hermetik öğreti farklı bir şey söyler:
Bunların çoğu, kişinin kendisi değildir.
Bunlar Ritim Yasası’nın zihinsel düzlemdeki hareketleridir.
Tıpkı okyanusun gelgitleri gibi, görünmez bir sarkaç insan zihninin derinliklerinde sürekli hareket etmektedir.

Neşe ve keder.
Cesaret ve korku.
Umut ve umutsuzluk.
Coşku ve yorgunluk.
Sarkaç bir uca ne kadar giderse, diğer uca dönüşü de o kadar güçlü olur.
Çünkü evrenin görünmez dengesi her aşırılığı kendi karşıtıyla dengelemeye çalışır.
Hermetik bilgelik buna Dengeleme Yasası der.
Bu nedenle birçok insanın en büyük mutluluğunun ardından en büyük hayal kırıklıkları gelir.
Aşırı yükselişler aşırı düşüşleri çağırır.
Aşırı bağlılıklar aşırı kopuşları doğurur.
Aşırı beklentiler aşırı hayal kırıklıkları yaratır.
Sarkaç kendi yasasına göre işlemektedir.
Sorun sarkacın varlığı değildir.
Sorun, insanın kendisini sarkaç sanmasıdır.
Çünkü insan kendisini yaşadığı ruh haliyle özdeşleştirdiği anda özgürlüğünü kaybeder.
“Ben mutluyum.”
“Ben mutsuzum.”
“Ben güçlüyüm.”
“Ben zayıfım.”
Oysa bunların hiçbiri insanın özü değildir.
Bunlar yalnızca bilinç alanından geçen geçici hareketlerdir.
Hermetik üstadlık tam da burada başlar.
Üstad, sarkacı durdurmaya çalışmaz.
Çünkü sarkacı durdurmak mümkün değildir.
Ritim evrensel bir yasadır.
Okyanus nasıl dalgalanıyorsa, yaşam da dalgalanacaktır.
Üstadın yaptığı şey çok daha farklıdır.
Sarkacın üzerinde yükselmek.
Alt bilinç düzleminde yaşayan kişi her salınımla birlikte savrulur.
Neşe geldiğinde kendisini gökyüzünde sanır.
Keder geldiğinde karanlığa gömülür.
Fakat üst bilinç düzlemine yükselen kişi başka bir şey keşfeder.
Kendisini.
Duyguların öncesindeki sessizliği.
Düşüncelerin ötesindeki farkındalığı.
Salınımları gözlemleyen merkezi.
İşte gerçek özgürlük burada başlar.
Çünkü kişi ilk kez şunu fark eder:
Mutluluk gelip gidiyor.
Keder gelip gidiyor.
Cesaret gelip gidiyor.
Korku gelip gidiyor.
Fakat bütün bunları gözlemleyen bir şey hep kalıyor.
Hermetik gelenek bu merkezin fark edilmesini zihinsel ustalığın başlangıcı kabul eder.
Bu noktadan sonra insan hayatla savaşmayı bırakır.
Duygularını bastırmaya çalışmaz.
Korkularından kaçmaz.
Mutluluğa tutunmaz.
Üzüntüden nefret etmez.
Sadece ritmi görür.
Ve ritmi gördükçe onun tarafından sürüklenmemeyi öğrenir.
İşte Nötürleşme Yasası’nın özü budur.
Nötürleşme, duygusuzlaşmak değildir.
Taşlaşmak değildir.
Hayattan kopmak değildir.
Nötürleşme, salınan sarkacın ortasında merkezini kaybetmemektir.
Bir gün övülürsün.
Bir gün eleştirilirsin.
Bir gün kazanırsın.
Bir gün kaybedersin.
Bir gün sevilirsin.
Bir gün terk edilirsin.
Fakat bütün bunların ortasında değişmeyen bir merkez bulabilirsen, ritmin seni taşımasına izin vermeden ritimle birlikte yaşamayı öğrenirsin.
Belki de hermetik üstadlığın sırrı budur:
Sarkaç salınmaya devam eder.
Evren kendi ritminde hareket eder.
Ama insan, sonunda sarkaç olmadığını hatırlar.
O, salınımları izleyen sessiz merkezdir.

