Aşkı, Bilgeliği ve Kimlikleri Bırakarak Hermetik Ritimle Yaşamak
İnsan yaşamı boyunca kendisine sayısız kimlik edinir. Kimi zaman âşık olur, kimi zaman bilge olmaya çalışır. Bazen bir şifacı, bazen bir öğretmen, bazen de başkalarının yaralarını saran bir tesellici kimliğine bürünür. Toplum bu rolleri erdem olarak görür ve birey de çoğu zaman bu roller aracılığıyla kendisini tanımlar.
Ancak özgürlük yolunun en radikal sorularından biri şudur:
“Ya bunların hiçbirisi değilsem?”
Bir insan yalnızca sahip olduğu kimliklerden mi ibarettir? Yoksa bütün kimliklerin ötesinde duran, isimlendirilemeyen bir hakikat var mıdır?
Özgürlüğün derin kapıları çoğu zaman yeni kimlikler edinmekle değil, edinilmiş bütün kimlikleri bırakmakla açılır.
Aşk olmayı bırakmak…
Bilge olmayı bırakmak…
Şifacı olmayı bırakmak…
İnsanların umut bağladığı kişi olmayı bırakmak…
Hatta bir sevgili, bir dost, bir rehber olmayı bile bırakmak…
Bu terk ediş bir yoksullaşma değil, tersine benliğin üzerindeki yüklerden kurtulmasıdır.
Çünkü insan çoğu zaman sahip olduklarının değil, sahip olduğunu düşündüğü kimliklerin esiridir.
Hiçlik ve Benliğin Çözülüşü

Ezoterik geleneklerde hiçlik, boşluk veya yokluk anlamına gelmez. Hiçlik, bütün tanımların ve sınırlamaların ortadan kalktığı saf potansiyel alanıdır.
Kendisini âşık olarak tanımlayan kişi aşkın kölesi olabilir.
Kendisini bilge olarak tanımlayan kişi bilgeliğini koruma çabasında kibire düşebilir.
Kendisini şifacı olarak tanımlayan kişi başkalarının acılarına bağımlı hale gelebilir.
Oysa hiçbir şey olmamayı kabul eden kişi, her şey olabilme özgürlüğüne yaklaşır.
Bu noktada insan eş ruh arayışını da bırakır. Çünkü eksik olmadığını fark eder. Eksik olmayanın tamamlanmaya ihtiyacı yoktur.
Aradığı şey bir başka insan değil, varlığın kendisidir.
İnsanlık Namına Ne Varsa Saygı Duymak
Kimliklerden özgürleşmek insanlardan uzaklaşmak anlamına gelmez.
Tam tersine kişi, kendisini belirli bir role hapsetmediğinde bütün insanlığı kapsayabilecek bir anlayış geliştirebilir.
Artık insanları yargılamaya değil, anlamaya başlar.
Bir çocuğun neşesine…
Bir yaşlının sessizliğine…
Bir hayvanın içgüdülerine…
Bir ağacın sabrına…
Bir taşın sessizliğine…
Saygı duymayı öğrenir.
Çünkü yaşamın farklı görünümler altında aynı özü taşıdığını hisseder.
Hermetik Ritim İlkesi ve Özgürlük
Hermetik öğretinin yedi temel ilkesinden biri olan Ritim İlkesi, evrendeki her şeyin bir salınım içinde hareket ettiğini söyler.
Her yükselişin bir inişi,
Her doğuşun bir ölümü,
Her kazancın bir kaybı,
Her mutluluğun bir hüznü vardır.
Bilgeliğin amacı ritmi durdurmak değildir.
Çünkü ritim evrensel yasadır.
Amaç, ritmin bilinçsiz kurbanı olmaktan çıkmaktır.
Özgür insan mutluluğa tutunmaz.
Hüzünden de kaçmaz.
Kazançla sarhoş olmaz.
Kayıpla da yıkılmaz.
Çünkü her şeyin geri döneceğini bilir.
Tıpkı okyanusun dalgaları gibi yaşam da sürekli ileri ve geri hareket etmektedir.
Hermetik ustaların tarafsızlık dediği durum tam olarak budur.
İnsan ritmin içinde kalır fakat ritim tarafından sürüklenmez.
Kimliksiz Özgürlük
Belki de özgürlük, yeni bir şey olmak değildir.
Belki özgürlük, olmaya çalıştığımız her şeyi bırakabilmektir.
Aşk olmadan sevebilmek…
Bilge olmadan anlayabilmek…
Şifacı olmadan iyileştirebilmek…
Kimsenin kimsesi olmadan bütün varoluşa saygı duyabilmek…
İşte bu noktada insan bir rol olmaktan çıkar ve yaşamın kendisiyle uyumlanmaya başlar.
Hermetik ritim devam eder.
Dalgalar gelir ve gider.
Mevsimler değişir.
İnsanlar gelir ve gider.
Fakat bütün bu hareketlerin ortasında sessizce duran bir merkez vardır.
Özgürlük, o merkezin farkına varmaktır.

