Hermes’in Gölgesinde

Gözlerimi açmaya çalışıyordum, içinde sessizce dönen bir ejderhanın varlığını farkettim. Bu tamda kadim simyacıların Outoboros adını verdiği, kendi kuyruğunu yiyen yılandı. Başlangıcı sonuna, sonu başlangıca bağlayan sonsuz döngü. Olamaz dedim. Bir ses neyin olamayacağını sordu.
Sessizce bekledim.
İnsanı kendi kaderinin etrafında döndüren bu yılandan kurtulman gerektiğini biliyordum.
Farklı olaylar, aynı yaralar, aynı korkular.
Farklı kişiler aynı ilişkiler, aynı kaçışlar ve o hiç sonu gelmeyen aynı saçma umut.
İlerlediğini sanırken yılanın dairesinde sürekli döngüde kalan bir ruh. Adımlarını her ne kadar farklı ortamlara atsanda, dekorlar ,tasarımlar ,insanlar değişik olsada hikayen değişmez.
Kader dediğin aslında bilinçsiz kalan şeyin tekrarıdır. İnsan diyorum! Sana diyorum, evet!
Yüzleşmediğin şeyi kader olarak yaşıyorsun.
Bilinç ve bilinç dışı arasındaki haber taşıyıcısı o evet , seni ruhuma kabul ettim ve gözlerimin ışığında belirdin. Yansıyorum herkese gençliğim ve tinimle.

Sen dönüşümü hissettiğinde içinde uyanacağımı biliyorsun artık. Kabul et eski kimliğinin ölümüyle, eski maskenin düşüşüyle , bilgiye ihtiyaç duymadan başlayan ; olmak istediğin şeye dönüşmeden önce, artık olmadığın şeyi gömmek zorundasın. Tamda dolunay ışığı vururken ayaklarının ucuna göm kendini. Kendine ait olmayanın peşinde gitmekten yorgun düştüğünü biliyorum. Cennete yürürcesine in cehenneminin karanlığına, korkunun ve kendi gölgenin merdivenlerini basamak, basamak in ve acıyı hata sanmaktan alıkoy kendini.
Bu acı hastalık değil davettir.
Bu korku yolun yanlışlığı değil! Eşikte durmanın verdiği his sendeki. Bu felaketin habercisi değil, daha büyük bir yaşamın habercisi. Korkuna teslim oldukça o yılan kuyruğunu ısırmaya devam edecek.
Gölgenin cehennemine inmezsen, ışığını bulamazsın.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir