Doğaya Dönüş ve Öz Benliğin Keşfi

İnsan, kendisini doğadan ayrı gördüğü ölçüde karmaşıklaşır. Kendi üzerine katmanlar ekler; unvanlar, ideolojiler, kimlikler, arzular ve korkular arasında kaybolur. Oysa doğaya baktığımızda bambaşka bir düzen görürüz. Bu düzenin içinde yaşayan hayvanlar, kendileri olmaktan utanmazlar. Bir kuş gökyüzünü kıskanmaz, çünkü zaten onunla birdir. Bir kurt aslan olmak istemez. Bir karınca, filin gücünü hayal ederek yaşamını tüketmez.

Doğa, her canlıya kendi özünü vermiştir ve hayvanlar bu özü sorgulamadan yaşarlar. Onların bilgeliği kitaplardan değil, varoluşlarının sadeliğinden doğar.

Bir sürüye baktığınızda dikkat çekici bir şey fark edersiniz: Yaşamın akışı içerisinde her birey bütüne hizmet eder. Toprağın ritmine uyum sağlarlar. Mevsimleri dinlerler. Gerektiğinde korunur, gerektiğinde korurlar. Varoluşlarını sürekli başka bir şeye dönüştürmeye çalışmazlar. Kendileriyle savaşmazlar.

İnsan ise çoğu zaman kendi doğasına başkaldırır. Sahip olmadığı şeylerin peşinde koşarken sahip olduğu özü unutur. Kendi içindeki canlı varlığı bastırır; sezgilerini, sadeliğini ve doğal dengesini küçümser. Böylece kendisinden uzaklaşır.

Belki de ruhsal olgunluğun ilk adımlarından biri, içimizde yaşayan bu kadim canlıyı yeniden tanımaktır. İçimizde hâlâ doğayı bilen bir varlık vardır. O, dünyanın karmaşık kurallarından önce gelir. Açlığı bilir, sevgiyi bilir, korkuyu bilir, korunmayı ve ait olmayı bilir. Fakat hükmetmeyi bilmez. Kendini olduğundan büyük göstermeye ihtiyaç duymaz.

Kendi doğasını kabul eden insan, başkalarına da daha adil davranmaya başlar. Çünkü artık kendisini sürekli yüceltmeye çalışmaz. Üstünlük arayışı azaldıkça şefkat ortaya çıkar. Rekabetin yerini anlayış alır. İnsan, diğer insanları değiştirmesi gereken nesneler olarak değil, kendi yollarında yürüyen canlılar olarak görmeye başlar.

Bu noktada gerçek tevazu doğar. Tevazu, kendini küçümsemek değildir; varoluşun bütünündeki yerini bilmektir. Bir ağacın ağaç olmasında nasıl bir eksiklik yoksa, insanın da insan olmasında eksiklik yoktur. Sorun, kendimizden kaçtığımızda başlar.

Bugün dünyada birçok insan yaşamaktan çok yaşamı kontrol etmeye çalışıyor. Kendisi üzerinde kurduğu baskıyı başkalarına da uyguluyor. İnançlarını, doğrularını ve arzularını evrensel yasalar haline getirmek istiyor. Oysa yaşam, hiçbir canlının tekeline bırakılmayacak kadar büyük bir gizemdir.

Doğa bize sessizce başka bir şey öğretir: Kendin ol, fakat bunu bir kural haline getirme. Yaşa, fakat yaşam biçimini herkes için yasa ilan etme. Kendi özünü keşfet, fakat onu başkalarının üzerine dayatma.

İçimizdeki hayvanla barıştığımızda, yalnızca doğaya değil, birbirimize de yaklaşırız. Çünkü o zaman üstünlük kurmaya çalışan ölü fikirlerden değil, yaşamın kendisinden beslenmeye başlarız.

Belki de insanın en büyük ruhsal yolculuğu, daha fazlası olmak değil; özünde zaten ne olduğunu hatırlamaktır.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir