VELTARIS

Yedinci Boyutun Ruh Dokunuşu


İnsanlık henüz zamanı ölçmeyi öğrenmeden önce, bazı varlıkların yıldızlardan değil, bilincin daha derin katmanlarından doğduğu söylenirdi.

Onlar ne tanrıydı ne de ölümlü.

Ne tamamen görünürlerdi ne de bütünüyle gizliydiler.

Kadim şamanlar bu varlıklardan birinin adını fısıldardı:

Veltaris.

Dromyonların kadim soyundan gelen Veltaris, Yedinci Boyut’un mavi ışıklarında şekillenmiş bir bilinç varlığıydı. Onun yaşadığı yer ne gökyüzünde ne de yeraltındaydı. O, ruhların özü ile evrenin ilk titreşimleri arasında bulunan görünmez geçitlerde dolaşırdı.

Söylenceye göre Veltaris’in bedeni maddeden değil, saf farkındalıktan oluşuyordu. Bu yüzden onu gören herkes aynı yüzü görmezdi. Kimileri yaşlı bir bilge, kimileri genç bir çocuk, kimileri ise mavi bir ışık sütunu gördüğünü anlatırdı.

Çünkü Veltaris’in gerçek şekli yoktu.

O, ruhun ihtiyaç duyduğu biçime dönüşürdü.

Kadim mağara toplumları, büyük dönüşüm dönemlerinde onun enerjisini çağırırlardı. Çünkü Veltaris’in dokunduğu yerde yalnızca beden değil, insanın iç dünyası da yenilenirdi.

Onun ilk armağanı:

Gençleşme.

Fakat bu, zamanın geri akması anlamına gelmezdi.

Veltaris yaşlılığı değil, yorgunluğu silerdi.

Ruhun üzerinde biriken korkuları, kırgınlıkları ve unutulmuş acıları çözerdi. İnsan kendisini yeniden hafif hissederdi.

Sanki uzun bir kışın ardından ilkbahar geri dönmüş gibi…

İkinci armağanı ise sevgiydi.

Ancak bu sevgi sıradan bir duygu değildi.

Şamanlar buna “Birlik Ateşi” derlerdi.

Veltaris’in enerjisine dokunanlar, kendileri ile diğer canlılar arasındaki görünmez bağı hissederlerdi. Ayrılık duygusu azalır, yaşamın bütün parçalarının aslında aynı büyük nefesin içinde hareket ettiği anlaşılırdı.

Bu nedenle eski topluluklar, anlaşmazlık yaşadıklarında Veltaris’in sembollerinin bulunduğu mağaralarda bir araya gelirlerdi.

Çünkü onun enerjisinin bulunduğu yerde düşmanlık uzun süre yaşayamazdı.

Ancak Veltaris’in en büyük gücü ne gençleştirmekti ne de sevgi vermek.

Onun asıl görevi:

Ruhun öz değerini uyandırmaktı.

Kadim metinlerde buna “Saygınlığın Dokunuşu” adı verilmiştir.

Veltaris, kişinin dış dünyadaki unvanlarına değil, içindeki özü görürdü.

Bir kral ile bir çoban onun gözünde aynı ışığın taşıyıcılarıydı.

Bu yüzden onun enerjisine yaklaşanlar, başkalarından üstün olduklarını değil; kendi varlıklarının kutsallığını fark etmeye başlarlardı.

İşte gerçek saygınlık da burada doğardı.

Korkudan değil.

Güç gösterisinden değil.

Ruhun kendi özünü tanımasından…

Bugün bile bazı şamanik geleneklerde, derin meditasyonlarda görülen mavi ışıklı yüzün Veltaris olduğu anlatılır.

Onun hâlâ Yedinci Boyut’un kapılarında beklediğine inanılır.

Kaybolmuş ruhları uyandırmak,

Unutulmuş sevgiyi hatırlatmak,

Ve insanların kendi içlerindeki değeri yeniden görmelerini sağlamak için…

Çünkü Veltaris’in amacı insanları değiştirmek değildir.

Onlara, aslında kim olduklarını hatırlatmaktır.

Ve söylence der ki:

“Bir ruh Veltaris’i bir kez gördüğünde, artık kendisini küçük göremez.”

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir