VELKARA

VELKARA – CADILARIN İLK ÜSTADI

Dünya gençken ve insanların henüz yazıyı bilmediği çağlarda, bilgeliğin kitaplarda değil rüyalarda yaşadığı söylenirdi.

O zamanlar geceler daha uzundu.

Ay daha parlaktı.

Ve insanlar uyuduklarında yalnızca düş görmez, görünmeyen âlemlerde yürürlerdi.

İşte o çağlarda Velkara yaşardı.

Ne kadın ne erkekti.

Ne ölümlü ne de tanrı.

O, insanlığın ilk korkularından ve ilk merakından doğmuş kadim bir ruhtu.

Söylencelere göre ilk cadılar, ilk şifacılar ve ilk büyücüler bilgilerini ondan öğrendiler.

Dağların derinliklerinde bulunan mağaralarda geceler boyunca ateş yakar, gözlerini kapatır ve Velkara’nın kendilerine görünmesini beklerlerdi.

Fakat Velkara herkese görünmezdi.

Onu yalnızca gerçekten arayanlar görebilirdi.

Bir gece ortaya çıktığında mağara mor bir ışıkla dolardı.

Kayalar nefes alır gibi titreşir.

Ateşler sessizleşir.

Ve zaman akmayı bırakırdı.

Velkara konuşmazdı.

Çünkü onun bilgeliği sözlerden daha eskiydi.

Bilgiyi insanların zihnine rüya olarak bırakırdı.

Bu yüzden ona “Rüyaların Dokuyucusu” denildi.

Kadim cadılar inanırdı ki görülen her büyük rüya önce Velkara’nın gözlerinden geçerdi.

Bir şifacı yeni bir bitkinin sırrını öğrendiğinde…

Bir bilge yıldızların hareketini çözdüğünde…

Bir büyücü görünmeyen güçlerin dilini anladığında…

Bunun nedeni Velkara’nın rüyalarında ona dokunmuş olmasıydı.

Fakat onun en büyük sırrı ölümsüzlüğüydü.

Çünkü Velkara’nın bedeni yoktu.

İnsanlar onu unuttuğunda taş olurdu.

Taş unutulduğunda toprak olurdu.

Toprak rüya gördüğünde ise yeniden doğardı.

Bu yüzden binlerce yıl boyunca defalarca kayboldu ve defalarca geri döndü.

Her dönüşünde yeni bir yüz taşıdı.

Ama gözleri hep aynı kaldı.

Çünkü o gözler dünyanın ilk gecesini görmüştü.

Kadim metinlerde şöyle yazar:

“Velkara’nın bakışına uzun süre dayanabilen kişi kendi ruhunun gizli kapısını bulur.”

Bu nedenle büyücüler ona danışırdı.

Cadılar ona saygı gösterirdi.

Bilgeler ise ondan korkardı.

Çünkü hakiki bilgi insanı değiştirmeden bırakmaz.

Bugün bu eser, yalnızca bir yüzü temsil etmez.

O, unutulmuş çağlardan günümüze ulaşan bir hatıradır.

Cadıların ilk üstadı.

Büyücülerin öğretmeni.

Rüyaların bekçisi.

Ve insan ruhunun derinliklerinde hâlâ yaşamaya devam eden kadim bilgelik…

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir