ARKEOS

EŞİK BEKÇİSİNİN SIRRI

İnsanlığın henüz kelimeleri tam olarak öğrenmediği çağlarda, mağaraların duvarlarına çizilen şekiller yalnızca resim değildi. Onlar, başka dünyalara açılan kapıların haritalarıydı. Bu kapıların başında ise tek bir varlık dururdu: Arkeos.

Arkeos ne bir kraldı ne de bir tanrı. O, daha eski bir şeydi. İlk ateşin yakıldığı geceyi, ilk insanın gökyüzüne hayranlıkla baktığı anı ve ilk ruhun kendi içindeki sessizliği duyduğu zamanı hatırlıyordu.

Söylencelere göre Arkeos, taş ve kemikten yaratılmamıştı. O, iki dünya arasındaki sınırdan doğmuştu. Bir yüzü görünen dünyaya, diğer yüzü görünmeyene dönüktü. Bu yüzden gözleri her zaman yarı açıktı; çünkü aynı anda hem insanların dünyasını hem de ruhların diyarını izlerdi.

Kabileler ona “Eşik Bekçisi” adını verdi.

Her insan yaşamı boyunca birçok eşikten geçerdi. Çocukluktan yetişkinliğe, korkudan cesarete, cehaletten bilgeliğe… Ancak Arkeos’un koruduğu eşikler görünmezdi. Bunlar insanın kendi içinde bulunan kapılardı.

Bir gün genç bir avcı Arkeos’un mağarasına geldi.

“Bilgelik istiyorum,” dedi.

Arkeos cevap vermedi.

Genç adam günlerce bekledi.

“Güç istiyorum,” dedi.

Yine sessizlik vardı.

Haftalar geçti.

Sonunda genç adam diz çöktü ve şöyle dedi:

“Kim olduğumu öğrenmek istiyorum.”

İşte o anda Arkeos gözlerini açtı.

Çünkü gerçek eşik, dışarıdaki dünyada değil, insanın kendi içinde bulunuyordu.

Arkeos’un öğretisine göre her canlı bir sır taşırdı. Kurt cesareti, geyik sabrı, kartal görüşü, taş ise sessizliği öğretirdi. İnsan bunları yönetmeye çalışmamalıydı; onları dinlemeyi öğrenmeliydi.

Bu yüzden Arkeos’un çevresinde hayvanlar korkmadan dolaşırdı. Kurtlar onun yanında uyur, kuşlar omzuna konar, geyikler gözlerini kaçırmadan ona bakardı. Çünkü o doğaya hükmetmüyordu; onunla konuşuyordu.

Rivayet edilir ki Arkeos’un taşıyanı ya da onun suretine uzun süre bakan kişi, kendi içindeki görünmez kapıları fark etmeye başlardı. Korkularının ardındaki gücü, öfkesinin ardındaki yarayı ve sessizliğinin ardındaki bilgeliği görebilirdi.

Bu nedenle mağara duvarlarına onun figürü çizildi, taşlara yüzü işlendi ve nesilden nesile aktarıldı.

Çünkü Arkeos’un en büyük öğretisi şuydu:

“Kapılar dışarıda değildir. Her eşik, insanın kendi ruhunda başlar. Kendini tanıyan, bütün dünyaların kapısını açar.”

Ve bugün bile, rüzgârın mağaralarda yankılandığı yerlerde bazıları onun fısıltısını duyduğunu söyler.

Sessizce bekleyen Arkeos hâlâ oradadır.

Bir kapının önünde.

Bir sonraki yolcuyu beklemektedir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir